Veliye Yönelik Rehberlik

Fransız filozofu Helvetius “Aldığımız eğitim ne ise o kadar oluruz” demiştir. Evet, gerçekten de bizler geçmişte öğrendiğimiz ve yaşadıklarımızın ürünüyüz. Bunlardan anlıyoruz ki eğitim bilgi sağlar, değer sistemimizi, inançlarımızı ve hayata bakışımızı etkiler. Ayrıca eğitimle mesleğimizi, toplumdaki yerimizi ve ailemize sağlayacağımız imkânları elde ederiz. Bu kadar önemli bir konuda anne babalara düşen önemli görev ve sorumluluklar vardır.

 

 

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE VE BABALARA ÖNERİLER

 

Yaşamın yankısı

Bir zamanlar bir baba ile oğul dağlık bir bölgede yürüyüşe çıkmışlardı;

Bir ara nasıl olduysa çocuğun ayağı kaydı ve incindi çocuk acıyla bağırdı:

Aaa hhh!!!

Karşı dağlarda yankı yapan sesi geri döndü:

Aaa hhh!!!

Daha önce böyle bir durumla karşılaşmamış çocuk bu kez: “Sen kimsin ?” diye sordu

Cevap gelmekte gecikmedi: “Sen kimsin ?”

Sinirlenen çocuk: “ Sen bir korkaksın!” diye bağırdı

Dağdan “Sen bir korkaksın!” yanıtını aldı.

Bu olanlara bir anlam veremeyen çocuk neler olduğunu sordu. Onun gülümsediğini gördü. Babası,” şimdi dikkatlice beni izle oğlum” dedi ve yüksek sesle bağırdı: “Hayatı çok seviyorum!”

Karşı dağlardan aynı ses geldi: “Hayatı çok seviyorum!”

Baba: “sana hayranım!”

Yankı: “sana hayranım!”

Baba: “sen harikasın!”

Yankı: “sen harikasın!”

Çocuğun şaşkınlığının daha da arttığını gören baba, ona durumu şöyle açıkladı: “Bu, yankı adı verilen bir tabiat olayıdır. Ama hayatı da çok iyi anlatır. Yani yaşamdan ne istiyorsan önce onu sen vermelisin. Verdiklerin aldıkların olacaktır. Tatlı sözler tatlı yankılar oluşturur sevilmek istiyorsan önce sen sevmelisin. Saygı istiyorsan önce sen saygı duymalısın.  Anlayış bekliyorsan bunu önce sen göstermelisin.

                              

YANİ YAŞAMDA NEYLE KARŞILAŞMAK İSİTİYORSAN, YANKISINI OLUŞTURABİLMEK İÇİN BUNU ÖNCE SEN YAPMALISIN.

 

Çocuklarımızı Olduğu Gibi Kabul Edelim

Çocuklarımıza sadece insan oldukları için değer verelim. Başarılı, zeki, çalışkan,  sarı saçlı, uzun boylu, sessiz, konuşkan... vb. olduğu için değerli görüp; Tembel, yaramaz, sıska, kısa... vb. olduğu için değersiz görmeyelim. Her koşulda değerli olduklarını onlara hissettirelim. Onları koşulsuz sevelim.

Çünkü koşulsuz kabul;

•          Güvenmeyi ve inanmayı beraberinde getirir. Eğer çocuğumuza güvenmez ve inanmazsak onu nasıl olduğu gibi kabul ederiz?

•          Kibar ve nazik olmayı gerektirir. Onlara kaba davranırsak bize karşı nasıl saygılı olmalarını bekleriz?

•          Çocuk hakkında olumlu düşünmeyi gerektirir. Eğer onlar hakkında olumlu düşünmezsek nasıl olumlu davranışlar bekleriz.

•          İçten ve dürüst olmayı gerektirir. Onlara karşı dürüst davranmazsak nasıl onlardan içten ve samimi olmalarını bekleyebiliriz.

Çocuğumuza duyduğumuz sevgiyi ve ilgiyi her hangi bir koşula bağlamayalım. İyi ki benim çocuğumsun “Senin gibi” bir çocuğum olduğu için çok mutluyum...

 

Çocuklarımızı Kesinlikle Başkalarıyla Kıyaslamayalım

Kıyaslama; Çocuğu olduğu gibi, bir birey olarak kabul etmeme anlamına gelir ve çocuğun kişilik gelişimini zedeler. Her birey farklıdır, eşsizdir, kendine özgüdür. Bu nedenle hiç kimse başka biriyle kıyaslanmamalıdır. Çocuk, anne baba tarafından önemsenmek, değerli bir birey olarak kabul edilmek ihtiyacını duyar. Onun başka çocuklarla kıyaslanması, kendini değerli bir insan olarak görmesine engel olur.

Çocuğu başarılı arkadaşlarıyla kıyaslamak yerine kendisiyle kıyaslamak gerekir. Önemli olan çocuğun “dünü” ile “bugünü” arasında görülebilen somut farktır.

 

Çocuklarımızın “Kendileri Olmaları” İçin Fırsatlar Oluşturalım

Kendilerini ifade etmelerine imkân verilmeli. Onun sizden ayrı bir kişilik oluşturabileceğini kabul edin. Onu anlamaya, tanımaya ve aranızda anlamlı bir sevgi köprüsü oluşturmaya özen gösterin. Sizin yaptıklarınızı yapmak, sevdiklerinizi sevmek, sevmediklerinizi sevmemek zorunda değiller. Çocuklarınızı hem gelişim özellikleriyle hem de ilgi ve yetenekleriyle tanımaya, anlamaya çalışın.

Çocuklarınıza “ben senin yaşındayken..., bizim zamanımızda...,” gibi gereksiz, incitici ve aşağılayıcı cümleler kurmayın.

Sevilen ve kişiliğine saygı duyulan çocuk, başkalarını sever ve onlara saygı duyar.

 

Aşırı beklenti içerisinde olmayın

Beklenti düzeyinin ölçüsü, çocuğun kapasitesi ve bireysel özellikleriyle orantılı olmalıdır.

 

Çocuklarınıza Özel Zaman Ayırın. Çocuklarınıza Ayırdığınız Zamanın Süresi Değil Niteliği Önemlidir

Çok zaman değil yoğun birlikteliktir asıl olan. Bu nedenle anne-babalar iş sonrası var olan zamanını yoğun bir şekilde çocuğuyla birlikte geçirmelidir. Bu çocuğun yeterli doyumu almasını sağlayacaktır.

En büyük tehlike anne-babanın suçluluk duygusuyla çocuğuna veremediği zamanı maddi şeylerle gidermeye, aşırı şımartmaya ve her isteğini yapmaya çalışmaktır. Burada çocuğun anne-babadan isteği ne aşırı hoşgörü, ne şımartma, ne de maddiyattır. Çocuk anne baba ile yüz yüze nitelikli birlikteliği istemektedir.

 

Çocuklarınızı Etkili Bir Şekilde Dinleyin

Çocuklarınızı dinlerken;

Ø  Başka işlerle meşgul olmayın.

Ø  Çocuğun yüzüne bakın.

Ø  Onların sözlerini kesip bilgiçlik taslamayın.

Ø  Çocuklarınızla konuşurken aynı seviyede olun.

Ø  Jest ve mimiklerinizle onu dinlediğinizi gösterin.

Ø  Fiziksel temas kurun.

Ø  Onu konuşmasında cesaretlendirin.

Ø  Onunla konuşurken bir büyükle konuşuyormuş gibi dikkatli ve özenli olun.

Ø  Onu anladığınızı belirten ifadelerle geri bildirim sağlayın.

“arkadaşının bu davranışı seni üzdü” gibi.

Ø  Ağlamaya başladıklarında tedirgin olmayın.

Ø  Zıtlaşmayın ve tartışmayın.

Ø  Saldırgan tavırlar takınmayın.

Ø  Yargılamayın ve eleştirmeyin.

Ø  Savunmaya geçmeyin sadece dinleyin.

Ø  Gerçekçi ve belirli önerilerde bulunun.

Ø  Yumuşak bir ses tonuyla ve acele etmeden konuşun.

Ø  Anlatılanlara gülmeyin, çocukları utandırmayın.

 

Çocuklarınıza Bulundukları Ortamın Vazgeçilmez Bir Üyesi Olduklarını Hissettirin

Siz bu ailenin çocuğu olmaktan mutluluk duyar mıydınız? Empati kurun.

 

Çocuklarınıza Sorumluluklar Verin

 

Anne-babaların çocuklarını yetiştirirken özellikle dikkat etmeleri gereken konulardan biri de onların sorumluluk sahibi bireyler olarak yetişmeleridir. Bu konuda farklı yaklaşımların sergilendiğini görmekteyiz. Bazı anne-babalar çocuk ve gençlerden kapasitelerini aşan bir olgunluk beklentisi içinde olurken bazı anne-babalar da tam tersine aşırı vurdumduymaz bir yaklaşım sergiliyor. Özellikle çocuklarının eğitimlerine büyük önem veren ailelerde çocuk ve gençlerin sorumluluk sahibi olması konusundaki bütün beklenti okuldaki ders başarıları olurken ev içi sorumluluklar ve sosyal sorumluluklar daha az önemsenmekte, bu da çocuğun sağlıklı gelişmesini engellemektedir.

 

Bazı ailelerde ise tam tersi bir yaklaşım sergilediğini görmekteyiz. Çocuk ve gençlerden ev işleri kardeşlerinin bakımı ya da evin bütçesine katkıda bulunma gibi konularda sorumluluk beklentisi daha fazla olurken akademik ve kişisel gelişim daha çok göz ardı edilmektedir. Baskıcı, demokratik, aşırı koruyucu, aşırı ilgili ya da ihmalkâr aile tutumlarının, sorumlulukların kazandırılması konusunda farklı sonuçlara yol açmaktadır.

 

Sorumluluklarını kazanırken çocuk ve ergenin yaşını ve kişilik özelliklerini dikkate almalıdır. Küçük yaşlardan itibaren küçük sorumluluklar alıp gittikçe daha büyük sorumluluklar almasına özen gösterilmelidir.

 

Çocuk ve ergenlerden bir şey isterken yaşları, kişilikleri ve ilgileri dikkate alınmalıdır. İlgileri doğrultusunda daha fazla sorumluluk verirken ilgi alanlarında olmayan konularda da beceri ve yeteneklerinin gelişmesine özen gösterilmeli, bu konuda daha kararlı ve sabırlı bir yol izlenmelidir.

Dikiş dikmek, bulaşık yıkamak, ütü yapmak, yemek yapmak gibi el becerisi gerektiren işlere küçük yaşlarda başlamak bazı riskler taşırken aşırı koruyucu davranış, hatalar karşısında şiddetli tepkiler belli becerilerin kazanılması ya da sorumlulukların kazanılmasında geç kalınmasına sebep olmaktadır.

 

Sorumluluk ile kendine güven birbirini tamamlayan iki durumdur. Sorumluluk duygusu gelişmiş olan çocukların kendilerine güvenleri de yüksektir. Çocuk yaptığı her iş, aldığı her sorumluluğun sonunda anne-babadan aldığı tepkiye göre kendisine güç toplar. Çocuğun yaptığı hiçbir iş beğenilmez, takdir edilmez ve her zaman daha mükemmeli beklenirse çocuğun, çaba harcama ve mücadele etme gücü kırılır. “Ne yaparsam yapayım ailemi memnun edemiyorum” şeklinde düşünmeye başlar. Bu düşünce daha sonra “ben yapamam” inancını doğurur ve çocuk kendine güvenini tamamen kaybetmeye başlar.

İstediğini giyinebilen, yemeğini baskısız yiyen, istediği etkinliği (resim, müzik, spor, ...vb.) yapabilen, hareketlerine katı sınırlamalar getirilmeyen çocuk kişiliğine saygı gösterildiğini düşünecek bu da çocuğun sorumluluk almasını kolaylaştıracak ve bu durum genelde onun başarısıyla sonuçlanacaktır.

Rehberlik